Kadınlar manastırı kadınların elindeyken
Doğu Frank Kralı Ludwig 853’te Fraumünster’i kurdu ve kızları Hildegard ve Bertha sırayla manastırın başrahibeleri oldu. Ludwig gerçi cömert bir adamdı, Zürih civarını ve Uri’yi de içine alan geniş bir bölgeyi kızlarına bağışlamıştı. Ama bu girişiminin sadece cömertlikten gelmediğini tahmin edebilirsiniz. Karolenjler nüfuz alanlarını genişletmek için kadın manastırları kurup, başlarına da evlenmemiş prensesleri getirirlerdi. Doğrudan kraliyete bağlı olan bu manastırlar sayesinde diğer rakip güçlerin bölgeye sızması engelleniyordu.

843 yılında Verdun anlaşması ile devasa Karolenj imparatorluğu, Doğu, Batı ve Orta Frank krallığı olarak bölünmüştü. Ludwig bugünkü Almanya ve İsviçre’yi kapsayan Doğu Frank kralıydı, kardeşi II. Karl Batı, yeğeni Lothar da Orta Frank kralıydı ama pek de iyi geçinemiyorlardı. Ayrıca Konstanz’daki piskoposluk da yüzlerce kilise ve manastırı (St. Gallen de bunların arasındaydı) kontrol eden hırslı bir rakipti.
Bu güçlü rakiplerle rekabet edecek, yerel soyluları kendine bağlayacak, kilisenin ilahi gücünden yararlanacak bir şeye ihtiyaç vardı. Nitekim Almanya’daki Essen, Gandersheim, Herford kadın manastırları, Fransa’daki Chelles, Remiremont kadın manastırları bu amaçlarla kurulmuştu. Bu manastırların hepsinin hanedan ile bir bağı vardı, askeri ve ticari açıdan stratejik noktalara kurulmuşlardı.

Fraumünster manastırı bütün bu manastırlar içinde belki de en şanslı olan ve en hızlı büyüyen manastırdı. Başrahibeler aynı zamanda usta politikacılardı, krallar da manastır sayesinde güçlerini sağlamlaştırıyorlardı. Kutsal Roma imparatoru III. Heinrich Lindenhof’taki sarayını en az 6 defa ziyaret etti ve Fraumünster’e pazar ve gümrük vergilerini toplama yetkisi verdi. Friedrich Barbarossa para basma ayrıcalığını açıkça tanıdı, bu yetki manastırın ekonomik gücünü daha da artırdı.
Hohenstaufen hanedanı döneminde manastırın gücü zirveye ulaştı. Öyle ki, 1270 yılına gelindiğinde başrahibe Elizabeth von Wetzikon belediye başkanını ve yardımcısını atıyor, şehrin en yüksek yargıcı olarak görev yapıyor, aynı zamanda şehir katipliğini de yapıyordu. Şehrin yönetimi de manastırın ve başrahibenin atadığı soylu ailelerin temsilcilerinden oluşan bir konseyin elindeydi.

Fraumünster, gücünün zirvesine ulaşmıştı ama bu aynı zamanda sonun başlangıcıydı. Başrahibe Elizabeth von Wetzikon’un şehri yönettiği o ihtişamlı günler, aslında bir devrimin ayak seslerini gizliyordu. 1336’da patlak verecek lonca devrimi, manastırın siyasi hakimiyetini yerle bir edecek ve Zürih’i sonsuza dek değiştirecekti.
Lonca devrimi mi Brun darbesi mi
1234’ten beri Zürich, bir aristokrat konseyi tarafından yönetiliyordu. Bu konseyi 5-6 aile domine ediyordu ve fiilen diğer aileleri karar süreçlerinin dışında bırakıyorlardı. Rudolf Brun da soylu bir aileden gelen bir şövalye idi. Ailesi birkaç nesil boyunca konsey içinde yer almıştı, ancak azınlıkta kalmışlardı. Bu azınlık grubu, siyasi faaliyette bulunması yasak olan zanaatkârlarla ilişki kurdu ve bir ayaklanma planladı.

7 Haziran 1336’da Brun’un başını çektiği öfkeli bir kalabalık belediye binasına saldırdı. Meclis üyeleri önceden uyarılmıştı ve kaçıp şehirden uzaklaştılar. Bu olaya Lonca Devrimi (Zunftrevolution) veya Zanaatkâr Devrimi (Handwerkerrevolution) denir. Ancak hareketin liderlerinin konseyin içinden kişiler olması, Brun’un ömür boyu başkan seçilmesi ve sonraki süreçte sert bir yönetimle her şeyi belirlemesi nedeniyle bir darbe olarak da adlandırılabilir.
Ertesi gün Barfüsserkloster’da yapılan halk oylamasıyla Brun, ömür boyu belediye başkanı seçildi. Bu kilise, Reform döneminde yıkıldı; yerinde şimdi Kanton Yüksek Mahkemesi (Obergericht) bulunuyor.
Brun, Strazburg şehrini örnek alan bir lonca anayasası (Zunftverfassung) hazırladı. 26 kişilik şehir meclisinin 13’ü, loncaların temsilcilerinden oluşacaktı. Loncalar yeniden gruplandırıldı; duvarcılar, marangozlar, boyacılar, kuyumcular gibi. Bunların yanı sıra bazı ilgisiz meslek grupları da bir tek loncada birleştirildi. Her loncanın bir arması vardı; çırak eğitimi ve kalfalık dönemleri loncalar tarafından düzenleniyordu.


Şehir yönetimi artık Fraumünster’in ve soylu ailelerin elinden alınmıştı, ancak tamamen loncaların kontrolüne geçtiği söylenemez. Konseyin diğer yarısı şövalyeler ve büyük tüccarlardan oluşuyordu. Brun, sonraki yıllarda şehirden kaçan eski konsey üyelerinin ayaklanmasını kanlı bir şekilde bastırdı. Bunu başka bir yazıda anlatacağım.
Reform: Manastırın şehire teslim edilmesi
Lonca anayasasıyla Fraumünster’in belediye başkanı atama yetkisi elinden alınmış, yargı yetkileri de kısıtlanmıştı. Ancak mahkumiyet kararlarını iptal etme yetkisi gibi bazı yetkileri hala kullanabiliyordu. Sonraki yıllarda Brun’un lonca anayasasında yapılan iyileştirmelerle belediye başkanlarının ve soyluların gücü azaltılsa da manastır da giderek güç kaybetti, artık varlığını daha çok kültür, eğitim ve hayır işleriyle sürdürüyordu.
1500’lere gelindiğinde Avrupa’da bir reform dalgası esiyordu. Henüz 18 yaşında iken Fraumünster’e başrahibe seçilmiş olan Katharina von Zimmern uzak görüşlü bir kadındı. Walensee kıyısındaki Weesen’de doğmuştu. Aynı yerde büyümüş olan Huldrych Zwingli de her Cuma Müsterhof’ta pazar kurulduğunda gelip tartışma yaratan vaazlar veriyordu. Bu yeni öğretinin destekçileri de karşıtları da Katharina’ya baskı yapıyorlardı.


Katharina, reformcuların fikirlerine ilgi duyuyordu. Zürih’teki hümanistlerle de yakın ilişkileri vardı. 5 Aralık 1524’te radikal bir karar verdi ve manastır yönetimini şehir konseyine devretti. Böylece şehri olası bir iç savaştan korudu. Yazdığı devir belgesinde “zamanın ruhunun bunu gerektirdiğini” vurguluyordu. Katharina’nın tüm ayrıcalıklarından vazgeçmesi ve Katolik Kilisesi tarafından aforoz edilmeyi göze alması, 671 yıl süren kadın başrahibeliğini de sona erdirdi.
47 yaşına geldiğinde, paralı bir asker olan Eberhard von Reischach ile evlendi. Aslında başrahibeliği döneminde bile onunla bir ilişkisi olduğu ve bu ilişkiden bir kızı olduğu iddia edilmiştir. Kocası 1531’de Kappel Savaşı’nda şehit düştü. Katharina, ölümüne kadar (1547) Zürih’in himayesinde sakin bir emeklilik sürdürdü.
Katharina mimari ve sanatla yakından ilgiliydi. Binanın modernizasyonu ile ilgilendi. Manastıra yaptırdığı, zengin süslemeleri olan iki oda Landesmuseum’da görülebilir. Odalar son derece zengin motifler ve özgün sözler içeren frizlerle doludur. Bunlardan biri şöyle: «Kadınları karalayanlar, annelerinin ne yaptığını bilmezler».

1980’lerde kadın hareketinin yükselmesiyle Katharina yeniden keşfedildi. Adına kurulan derneğin çabasıyla manastırın avlusuna başrahibenin anısına bir anıt dikildi. Kadınların metalı sayılan bakırdan yapılan anıt, bir kaplumbağanın kabuğuna benzer şekilde bloklardan oluşur ve 700 yıllık manastırı simgeler.
Bu yazıyı beğendiyseniz paylaşarak daha fazla kişiye ulaşmasını sağlayabilirsiniz.